1 ... 6 7 8 9 10 11 12 13 ... 90

barıktan, kendini dev aynasında görmek, kibirlenmek. barıktuu - A I, taacüp haykırması; taaccüp veya memnuniyetsizlik...

səhifə10/90
tarix29.10.2017
ölçüsü6.96 Mb.

barıktan,

kendini dev aynasında görmek, kibirlenmek.

barıktuu,

kıymetli : muhterem; otorite sahibi.

barıktuuluk,

değerlilik : otorite sahibi olmaklık.

barıla,

( yalnız geçen zaman girondifinde): toptan, yığın halinde iş görmek ; tamaktı barılap içeli; yemeği hep birlikte yiyelim!; yemeğe hep birlikte başlayalım.

barılda-, 1.

halinden memnun bir tavırla homurdanmak

; 2.

yüksek keskin sesle konuşmak; kendine güvenen bir tavırla konuşmak.

barımta, tar

. haksızlık edenin veya onun hısım, akrabalarının hayvanlarını sürüp götürmek maksadıyla yapılan hücumdur, ki iddia edilen hakkı elde etme şekillerinden biriydi.

barımtacı,

tar. elin hayvanlarını aşırmak maksadıyla hücum eden kimse

(bk.

barımta)

barımtaçıl, tar.

barımta yapmaya yatkın olan kimse (

bk.

barımta)

barımtala-, tar.

başkalarının hayvanlarını bir karşılık olmak üzere, sürüp götürmek

barımtalaş, tar.

birbirini barımtalamayı caiz kılacak veya ivabet ettirecek münasebetlerde bulunlar; cardı menen coolaş bolgonço; bay menen barımtalaş bol

ats.

: züğürtle savaşmaktan zenginle barımtalaş olmak yeğdir.

barımtalat, et.

barımtala-dan.

barış,

yürüyüş; yolculuk; yön: barış kayda! : yolculuk nereye ! barış condomö gram. datif.

barışnı, r. es.

<> : madmazel, küçük hanım, hanım kız.

barıyant, kon.

= variant.

barız, a. dn.

bir Müslüman için yapılması lâzım olan vecibe, farz.

barikte, f-k

. bariktep cıy : (calı çırpıyı ) ufak dallariyle, yapraklarıyla birlikte toplamak.

bariktüü, f-k.

dalları çok olan; koyu yaprakla örtülü olan; bariktüü cıgaç : dalları çok ve koyu yapraklarla kaplanmış olan ağaç.

bark I, a.

1.

fark; vasıf; hususiyet

; 2.

kıymet; değer; liyakat; otorite, haysiyet; barkımdıkeitrdinğ: haysiyetimi kırdın; barkınğdı tüşürbö! : haysiyetini halelder etme! itke temirdin barkı cok

ats. :

köpek için demir bir kıymet teşkil etmez; koldo bar altındın barkı cok atsa. : elimizde bulunanı saklamıyoruz, kaybedince ağlıyoruz (

harfiyen

: eldeki altının kıymeti yoktur); bark al : ehemmiyet vermek; önemli, dikkatle; değer saymak; dikkat etmek; bar albay oltura bedri : aldırmadan oturmakta devam etti; bark kılganım cok : farkına varmadım; haberim yok; kadırı barkı çonğ : kadri, nüfuzu büyüktür; onu çok takdir ve hürmet ediyorlar; barkınan ketti yahut barkı ketti : kadri nüfuzu kalmadı.

bark II,

bark-bark : puf puf (lokomotif ve traktör sesini taklit) ; balanın ünü bark etti : çocuğun yüksek sesi çıktı.

barkıldaş,

karşılıklıca bağırmak, boğazını yırtarcasına bağırmak; yüksek sesle küfretmek.

barkıldak,

bağırgan.

barkıldaş,

karşılıklıca bağırmak, hep beraber nara atmak.

barkıldat, et.

barkılda-dan; etti barkıldatıp kaynatıp cattı : eti şakır şakır kaynattı.

barkıra,

gümbürdemek, böğürmek; şiddetli çatırtı çıkarmak.

barkıraak,

çok bağıran, bağırgan.

barkıraş, müş

. barkıra-dan.

barkırat, et.

barkıra-dan.

barkıt, r.

<> kadife; plöş; çiy

barkıt :

onulmuş yara izleri gibi yolları bulunan kadife taklidi pamuklu kumaş.

barlık,

hep; bütünü; herkes; barlık ölkölördün proletarları, birikile ! : bütün ülkelerin emekçileri birleşiniz!

barmak,

parmak; baş parmak : baş parmak; barmaktay : parmak kadar; küçücük; barmaktayımda : küçüklüğümde; barmak bastı, köz kıstıl kıl : işler becersi (

harfiyen

: parmak bastı, göz kırptı; barmak tişte bk. tişte; barmaktarının başına çeyin titirep turdu : bütün vücudu titredi (

harfiyen

: parmaklarının ucuna kadar); beş parmak

1)

beş parmak; beş barmagınday kılıp tüşündür (ona) öyle anlatmak, ki beş parmağı gibi vazıh olsun; beş barmagımday bilem : beş parmağım gibi biliyorum;

2)

kuşbaşı et parçalrından ve hamurdan terekküp eden ve üzerine et suyu dökülen bir çeşit yemek.

barmaktuu, 1.

parmaklı, parmak sahibi;

2

mec. insan .

barman, f.

ferman; buyruk; baydın işi barmen menen , coktun işi darman menen : ats. es. : zengin emirle ( para, mülk ile ) ; fakir ise emekle iş görüyor.

barpı,

bir ot ismi ; baskanı harpı çöp eken

folk. :

barpı otu üzerinde yürüdü.

barpıra,

titremek.

barpıraş,

müş. barpıra-dan.

barpırat,

et

. barpıra-dan.

barpıratma, 1.

titreyen

; 2.

kaytan halkalardan yapılmış olan tek tuzak (<> den bk. ve <>tan farklı olarak).

barrikada, r.

barikad.

bars I,

pars;

2.

her biri bir hayvan adı taşıyan ve on iki senelik bir devir ( cycle) teşkil eden yılların üçüncü adıdır.

bars II,

bars- bars : pat pat ( şiddetli darbelerin verdiği sesin taklididir).

barsay,

kabarmak, şişmek.

barsılda,

havlamak.

barksan,

çekiç vuranın kullandığı demirci çekici.

barskançılık,

çekiç vuran mesleği veya durumu.

barşina, r.

angarya ( rusçası <> M).

bart,

bart kekir : yüksek sesle geğirmek; bart-bart kül : yüksek sesle ve keyifli keyifli gülmek.

barta, kon

. = patra.

bartay,

şişman, tıknaz, kuvvetli olmak; bartaygan kol : kalın ve sağlam el.

bartılkda,

kıtırdamak; bartıldao kepşe ( hayvanlar hakkında ): kıtırdatarak çiğnemek; bartıldan süylö : kat’î eda ile ve dâvudî sesle konuşmak.

bartıldat, et

. bartılda-dan.

bartıy

= bartay; bartıygan coon kişi : iri yarı adam.

bartıya, kon.

= partiya.

bartoo,

kemiyetçe az, keyfiyetçe kötü olan bir kısım emtiadır, ki alışveriş yapılırken müşteriye, bir ikramiye olmak üzere, bedava verilir.

barzant

= merset.

bas I, f.

bas kel : denk gelmek; adam uluu bas kelbes folk. : on8un denki, eşi yoktur.

bas III, r

. mus. bas, dâvudî.

bas

IV, 1.

tazyik etmek, basmak; cumurtka bas ( kuşlar hakkında ) : kuluçkaya otyrmak ; kiyiz bas : keçe dövmek ; kırman bas : harman bas : hırsı teskin etmek; hiddet basılmak; ününğ bas ! : sesini kes!

basıp

ayt; alçak sesle söylemek; bekte bas yahut etke basıp ayt : yüzüne karşı söylemek; kılgandarın betine basamın : yaptıklarını doğruca yüzüne karşı söyleyeceğim; caltanbay, betine basıp ayt!: sıkılmadan, yüzüne karşı söyle!;

bas-bas bolup kal :

dinmek, sükûnet kesbetmek , ( diyelim, kılükaller, rezalerler, gürültü, patırtılar vs. hakkında) ;

2.

ayak basamak; basıp ketti : yürüyüp gitti; hareket etti; uuru bas : hafifçe, oğrun yürümek; uuru baksan daam ayıl ayagındagı üygö cetti : oğrun yürüyen adam avlunun kenarında bulunan eve yaklaştı; beri bas! : beri gel!; at baspayın degen cerin üç basat ats. : at ayak basmak istemediği yere üç defa basar; çakırgandan kalba, özünğ basıp barba! ats. : çağırıldıkta gitmeden kalma; fakat kendiliğinden gitme

!; 3

. kaplamak; baştan naşa örtmek; suu aluuçu suğuş bk. soguş I;

4.

tabetmek; kitep bas : kitap tabetmek; basıp çıgar : neşretmek (bsılan şeyi);

5.

baskın yapmak.

basa I,

bir daha; tekrar; basa bir ayak sundu : daha bir kadeh sundu; basakiy 1. boyuna (aynı giyimi ) taşımak; sık sık giymek;

2

. üzerine çekmek; teri sımın basa kiyip : deri donunu üzerine çekerek; çaydı basa oturup iştedim : özemle çaıştım.

basa II,

evet, öyle; elbette; baswa desenğiz! : öyle, açık!

basanda

= basançala.

basaandat

= basançalat.

basança,

basılmış, alçaltılmış, sükûnet bulmuş, dinöiş.

basançala,

alçalmak; gevşemek, sükûnet kesbetmek, dinmek; şamal basançalay tüşkön : rüzgâr dindi, hafiflemeye başladı.

basançalat, et.

basançala-dan : ottu basançalatıp koy : ateşi eksilt!

basanğda

= basançala.

bsanğdat

= basançalat.

basanğdatuu,

gevşetme.

basav,

alçalmak.

basayt,

alçatmak.

basaytuu, işs.

basayt-dan.

basayuu,

alçalma.

baselke, r.

kasaba; meskûn yer; köy.

basık, 1.

gidiş, yürüyüş ( at hakkında); attın basıgı : atın yürüyüşü; corgo basık : ufak adımlarla yürümek suretiyle yorgayı hatırlatan at ;

2. mec.

tavrı harekât; gidişat; basıgın cazbaptır : tavrını değiştirmemiştir.

basıl,

mut. bas IVten ; ooruganı basılsı : ağrısı durdu; ünü basıldı : sesi dindi; caan basıldı : yağmur dindi; eldin ayagı basılbay; biri kirip, biri cıgıp : halk kesilmiyor ( daima, boyuna) biri giriyor, biri çıkıyor.

basılt, et.

basıl-dan.

basıluu,

işs. basıl-dan.

basım, 1

. tazyik; küçü basım keldi : kuvvetli üstün geldi, onu daha kuvvetli olduğu anlaşıldı; barmak basım cer : parmak ucu genişliğindeki toprak sahası;

2.

gram.

vurgu, aksan; kiçi basım : ikinci derecedeki vurgu, aksan.

basımçala,

( kadını ) zorlamak.

basımçaloo,

işs. basımçala-dan.

basımduu, 1.

gram.

vurgulu; kendisine vurgu düşen;

2.

üstün hâkim, ezici, kahir; basımduu köpçülük : ezici, kahir ekseriyet.

basın, 1.

alçalmak, basık hale gelmek; 2. ayakların biribirina çarpması yüzünden ön ayağı aksamak (at hakkında); at aygınan basındı : at aksamıya başladı : yürüken ayaklarını biribirine çarptı, topuk çarptı.

basınt,

hiçe saymak, küçümsemek, hâkir görmek; konok tandan konot, uuru basıntıp uurdayt

ats.

: misafir. Konuk seçerken geceler, hırsız ise, korkmadığı kimseden çalr.

basırık,

tazyik; otoo basırıgında kalgan eginder : zararlı otlarla kapanıp klamış ekinler; oor basırık : soğuk kanlı; müsbet; ciddi.

basırıkta, 1

. tazyik etmek, basmak; tenkil etmek;

2.

tahkir eylemek.

basırıktat, et.

basırıkta-dan.

basırıl,

ezimek; kısılmak; üymöktün töbüsü abıdan basırılsın : kuru ot yığınının tepesi adam akıllı basılmalıdır; suuk topuraktın adlında basırılıp kalasınğ : soğuk toprağın altına basılıp ( gömülüp) kalacaksın.

basırınğkı,

hafifçe ezilmiş, alçaltılmış; basırınğkı ün : basık, kısık ses.

baksak,

bel-baskak : dağ geçidinde küçük çukur, oyuk; murdu bel-baskak : burnu hafifçe eziktir.

baskıç, 1.

basamak; merd,ven; birinci baskıç : birinci basamak

; 2.

safha.

baskıçtuu,

basamaklı, nasamağımsı.

basma,

matbua; matbuat, basın; neşriyat, yayın; neşriyat müessesesi; memleket basaması : Devlet neşriyat kurumu; basama üyü : matbuat evi; basmakana : matbaa, basımevi: taşbasma; basma söz : matbuat.

basmaçı,

1.

(Orta asyadaki aksi inkılâp hareketine birfiil karışmış olan kimse) ;

2.

şaki.

basmaçılık,

basmaçı hareketi (

bk.

basmaçı).

basmakana, k-f. bk.

basma.

basmalat,

bir şeyi tekrarlamak, sık sık yapmak; basmalatıp kiy : sık sık giymek, uzun zaman taşımak: (giyimi).

basmayıl,

(eyer üzerinden geçen) kolan; basmayıl ötközör : teğeltideki bir deliktir, ki oradan kolan geçirilir; işinin basmayılı geçilip kalgan mec. işi bozuldu, çığırından çıktı.

basmayılda

, kolanı sıkıştırmak; manattan kılgan körpöçö basmayıldap tartılıp

folk.

kırmızı çuhadan yorgancığı kolanla sıkıştırak.

basımloo,

el koma, zaptetme: zorla seferber haline koma ( başlıca, nakil vasıtalarını).

basmır, es.

Mütecaviz, mutaarrız.

basmırdoo, eş

. Tecavüz, taarruz; basmırdoo unutuluştar : tecavüz temayülleri.

basmırduu, es.

Tecavüzlük, tecavüze ait; basmırduu satasat : tecavüz politikası.

basmırloo

= basmırdoo.

basölkö

= baselke.

basra, 1.

basık ;

2.

basara mal : ayrılmış olan hayvan ( diyelim, oğul için).

basta,

alçalmak, inmek; dinmek; suu bastadı : su alçaldı; şamal bastayın dedi : rüzgâr yavaşlamaya başladı.

basatal

= basta.

bastaluu,

alçalma, ağırlaşma, yavaşlama.

bastan, f.

falanca; bastan cerde : falanca mahalde.

bastança

= bastan.

bastat,

alçatmak, yavaşlatmak.

bastatıl,

mut. bastat-dan.

.bastatuu, alçalma, yavaşlatma.

bastek,f. 1.

çaydanlık; ak bastekke çay demdep folk. : beyaz çaydanlıkta çay demlayerek;

2. mec.

kısa basık, alçak; bastek boylu : kısa boylu: bastek boyu bar, anğtara kiygen tonu bar ( bilmece) : kısa boyludur, kürükünü yersine çevirip giymiştir ( koy : koyun).

bastık

, alçaklık; korkaklı8k.

bastır, 1.

tazyik etmek; basmaya zorlamak; begireek bastırıp koy! : fazlaca sıkıştırıp koy! ; köçügümdü bastırbay bk. köçük;

2.

tabettirmek; tabetmek; kitep bastır : kitap tabetmek; 3. harman dövmek;

4.

yürümek; yavaş yürümek; bastırgan barabr, çapkam klar ats. : yavai gidersin uzağa gidersin ( harfiyen: yavaş adımlarla giden maksadına varır, koşan geri kalır); katdan bastırdınğar? : yolculuk nerden ( nereden geliyorsunuz?);

5.

ilgeri bastır : imkan vermek yahut ileriletmek;

6.

kürkten kenar yapmak; kunduz bastır : kunduz kürkten kenar yapmak.

bastırık

= bastırma I.

bastırış,

hep beraber harmanı dövmek.

bastırma, 1.

baskı ( arabaya yükletilen kuru otu ve ekin demetlerini bastırmak için kullanılan sırık);

2.

arabalık, hangar, sundurma.

bastırt, et.

bastır-dan.

bastıruu, işs.

bastır-dan; kırman bastıruu : harman dövme.

bastıruuçu,

nâşir.

basuu, 1

. tazyik; tenkli;

2.

( demirci körüğiyle) ateşi canlandırma, alevlendirme.

baş, 1

. kafa, baş; çonğ baş : büyükm kafalı; başım ooruyt : başım ağrıyor; öz naşıbdagı töönü körbögön kişi başındagı çöptü köröt ats.: kendi gözündeki deveyi görmez, elin gözündeki çöpü görür; boz baş:

1)

büyük, kül renginde olan sakasağan;

2)

tepeli doğan sakr; boz baş: bir yırtıcı uşun adaıdır; boz baş katın : genç kadıncağız; boz baş baldar : genç çocuklar; taze gençlik; et baş al. : büyük kafalı; kak baş : kurumuş kafalı; bayga başı bağlanmış, ona köle olmuş fakir; bul iştin başın açış kerek : bu işi aydınlatmalı, onu noktası noktasına bilmeli; başı açık :

1)

münakaşa, izah ve aydınlatam götürmeyen iş;

2)

alâkası olmayan;

3)

serbest ( kimseye ait olmayan); başı açık akıl kalbadı

folk. :

bilmeyen kalmadı; baş boş 1) birleşmek;

2)

yardım etmek; baş tart ( ablatif ile 9 yan çizmek, işin içinden sıyrılmak; ( iy-, ur-, urun-) boyun eğmek; ram olmak; karılıkka baş koydunğuzbu*0 : kocamaya başladınız mı?;

2)

baş eğmek : selam vermek; başatan ötkör yahut baştan keçir : baştan geçirmek, yaşamak; bul iş başınan ötkön : bunu yaşamıştır, buna katlanmıştır; bu onun için yeni bir şey değildir; başka kel : başa gelmek 8 dûçar olmak, uğramak); başka kelgendi köz körör ats. : yaşarsak, görürüz (

harfiyen

: başa geleni göz görür); başına zarıl iş tüştü : ona geciktirilmez bir iş çıktı; öz başı menen : kendi başına, müstakillen, kendi arzusuyla; baş köz bol : göz kulak olmak; sakalduu başınğ menen uşundayda iş kılasınğbı? : senin gibi sakallı bir adama böyle hareket etmek ayıp değil midir?; başı menen )yahut baş otu menen ) bedim; temlik etmek üzere verdim; başma baş sattım : başa baş, üstelik vermeksizin değistim; kara baş (yalnız şahıs, bitişik zamiriyle) : kara başınğa . senin kendine, yalnız sana: kara başım : yalnız ben kendim, bir ben; kara başına : onun kendisinde, yalnız ona; kara başınğdı cegir! : vay, seni yaramaz!; baş ıldıy bk. : ıldıy; baş bak

bk. IV

: bas başında bol

bk.

kaş I; cabık baş = cabıkbaş; baş kötörböy : baş kaldırmadan, mütemadiyen, özenle; artsız arasız; baş kötörböy : baş kaldırmadan, mütemadiyen, özenle; artsız arasız; baş kötörböy oku : baş kaldırmadan , özenle , yorulmadan , durmadan okumak ; baş kötörböy iç

-

: ayyaşlığa dalmak , geceli gündüzlü içmek ;

2

.başak

;

baş sal- yahut baş al- : başaklanmak ; arpa baş saldı : arpa başaklandı ; egin baş alıp kalgan kez : ekinlerin başaklandığı zaman ;

3.

reis

,

amir , serdar ; ulu ; cüz başı tar. : yüzbaşı ; kerben başı : kervan başı , kervan amiri ; karagay başı bk. Karagay ; baş bol- : başa geçmek ; ayıldın başı es. : köyde itibar ve nüfuz sahibi olan ;

4.

başlıca ; baş pakta komiteti : baş pamuk komitesi ; baş süylom gram. : baş cümle ;

5.

üst kısım , tepe ; toonun başı : dağın tepesi ; biyik toonu körömün desen , başına çıkpa ats. : yüksek dağı görmek istersen onun tepesine çıkma ;

6.

başucu ; başımda : başucumda ; daha ör. bk. atta ;

7.

iptida , mebde ; arıktın başı : arkın mebdei ; cıl başı : yıl başı ; suu başı : ırmağın başı . membaı ; başta : baştan ; daha evvel ; önce ; uşu baştan : bu dakikadan itibaren ; baştan ayak : baştan sonuna kadar ; baş ayagı cıyırma kün col basıştı : onlar cem’an yolda yirmi gün bulundular ;

8.

son köçönön tigi başınan bul başına : sokağın öteki ucundan beriki ucuna kadar ; üç kolunun başı menen tuuragan etten eki aldı : doğranmış etten üç parmağının uciyle üç defa aldı ; temirdin eki başı da ısık ats. : değneğin iki ucu vardır (harfiyen : demirin iki ucu da sıcaktır) ;

9.

insan , nüfuz (insanlar sayılırken) ; altı baş : beş nüfus /6/ ; beş kişi ; baartı tört baş can : onların hepsi dört kişidir ; baştık içpeyt , baş içet ats. : yiyeceğin miktarına göre değil de , şnsanların miktarına göre hükmetmeli. (harfiyen : çucal yemiyor , insan yiyor) ;

10.

tane (bazı şeyleri sayarken) üç baş pıyaz : üç baş soğan.

başa , başaa

= badışa.

başalık

= badışalık.

başat ,

memba , kaynak

başayı ,

f. el dokuması olan bir nevi ipek kumaş.

başbak- ,

bk. bak IV.

başbakta - ,

şöyle bir bakmak , gözlemek , tecessüs etmek.

başçı , 1.

işleri çeviren , müdür , amir : çarba başçısı : iğelik müdürü ; col başçı = colbaşçı ;

2.

kılavuz.

başçılık ,

başa geçme , rehberlik.

başıl ,

kara başıl 1) kara başlı ; 2) (insan hakkında) : sağlam demevi , bol kanlı ; sarı başıl 1) sarı başlı ; 2) bir ot adıdır.

başka ,

diğer , gayri , özge ; yabancı ; başlı başına ; ayrıca ; başka kişi : diğer , özge adam ; mından başka : bundan başka : başka amal cok :başka çare yoktur : dagı başkalar: ve başkaları , ve saire ; bu ögüzdü başka bayla : bu öküzü ayrı bağla ; adamdan başka sana- : adam saymamak , adam yerine koymamak ; adamdan başka sandaldım folk. : kimsenin katlanmadığı zahmetlere katlandım ; aybandan başka canıbar folk. : (bu at) hayvanların en iyisidir.

başkaça ,

başkaca , başka türlü ; başkaça aytkanda : başka türlü söylersek , başka ibare ile söylentikde.

başkaçalık ,

temayüz , hususiyet.

başkala- , 1.

değiştirmek ; şeklini değiştirmek ;

2.

ayırmak , yabancı saymak , yadırgamak ; araya almak ;

3.

cay başkala- : dirlik işlerini görmek , kendisinin ve ailesinin geçinmesi ile uğraşmak.

başkalık ,

temayüz , imtiyaz.

başkar- I

, idare etmek ; başa geçmek ; mal başkar- : hayvanlara bakmak.

başkar – II

, değişmek ; münözü başka tüştü : tabiatı değişti.

başkarma , 1.

idare , başarma ; sanak başkarması : sayım , istatistik müdürlüğü ; el çarbacılık esep başkarması : halk iğeliği , istatistik müdürlüğü ,

2.

idarehane (bir müessese olmak sıfatıyle)

başkart- ,

et.başkar-dan

başkarttır- ,

et.başkart-tan ; mal

başkarttır-

: hayvan güttürmek.

başkaruu ,

başarma ; başa geçme ; idare ; başkaruu mekemesi : idari kurum ; başkaruu bölümü : idari kısım , şube ; başkaruu apparati : idari cihaz.

başkaruuçu ,

başaran , müdür.

başkaruuçuluk ,

müdür , direktör vazifesi.

başkasın - ,

yadırgamak , yabancı saymak ; meni başkasınba : beni yabancı sayma , beni yadırgama.

başkasınt- ,

başkasın-

başkı ,

başa ait , öndeki , ilkin ; iptidai ; baş , umumi ; başkı söz : önsöz , mukaddime.

başmabaş ,

baş I.

başmakta- ,

ayakkabının alt kısmını tamir etmek , kunduraya yeni yüz yapmak.

başmaktat- ,

et.başmakta-dan.

başmaktoo ,

işs. başkata-dan

başmandak ,

taklak atma ; başmandak atıp oyno - : taklak atarak oynamak.

başpırt , kon.

= pasport ; başpırtınğ büttü 1) pasaportun bitti (müddeti geçti) ; 2) mec. : işin berbat , bitmiş bir adamsın.

başsız, 1.

kafasız ;

2.

reissiz ;

3.

başına buyruk.

başsızdık , 1.

reissizlik ;

2.

aşırı serbestlik.

başta I ,

evvelce , önce.

başta- II , 1.

başlamak ;

2.

başa geçmek ; rehberlik etmek ; col başta- : kılavuzluk etmek ;

3.

başmakta-.

baştaak

= baştaanak.

baştaanak ,

rehber , kılavuz olmıya mütemayil ( başlıca sürüyü peşine takarak önde giden hayvan , kösemen hakkında).

baştagı

= baştakı.

baştakı ,

evvelki ; baştakı eski yerimde çalışıyorum (yahut yaşıyorum)

baştal- , mut .

başta II den.

baştalgıç ,

iptidai , ilk ; baştalgıç okuu : ilk öğretim , tedrisat.

baştalış ,

başlanış , iptida.

baştalma ,

başlanma , başlama.

baştaluu , 1.

alt kısmı ( başı ) yeni olan ayakkabı ;

2.

başlama , girişme ;

3.

gram. araya sokulan.

baştamal ,

yürüten , başta giden.

baştan- , 1.

niyet etmek , kurmak ; uruşçuu baştanıp turat : dövüşmeyi düşünüyor gibi ; keptey kalçu baştanıp turam : gitmemeği düşünmeye başlıyorum ;

2.

kafasının şekliyle birisine veya bir nesneye benzemek ; börü baştangan : kafası kurt başına benziyen.

baştandır- ,

çevirmek ; başını çevirtmek ; ögüzdü onğ baştandır ! :öküzü sağa çevir!

baştandıruu- ,

işs. baştandır-dan.

baştanğ ,

bir evin (başlıca kadın) gençleri tarafından (baba ve anneleri evde bulunmadıklarında) diğer evin çocuklarına ve büyüklerine verilen ziyafet.

baştant- , 1. et.

baştan-dan ;

2.

baş altına bir şey koymak yahut başı bir şey üzerine koymak ; başın cumşak baştantıp folk. : onun başını yumuşağa koyarak.

baştapkı ,

iptidai , ilkin ; ilkel (kadim) ; başta ; baştapkı uyumdar : ilkel teşekkürler.

baştaş

- ,

1.

hep beraber başlamak ;

2.

elbirliği ile yönetmek (sevk ve idare etmek)

baştat- ,

et. başta- II den ; col baştat- : birisini önde gitmeye ve yol göstermeye zorlamak ; celge col baştatıp ketti : geniş dünyayı dolaşmıya çıkıp gitti (harfiyen : kendine yeli kılavuz edinerek çıkıp gitti).

baştatan ,

baştan , evvelce , önce ; baştatan koldonup kele catkan kural : ta işin başından beri kullanılan silah.

baştık I 1.

amir ; rehber ; başta bulunan ; brigada baştagı : tabur başı ;

2.

sergerde , serdar.

baştık II

torba , küçük çuval ; at baştık : at başının derisinden yapılan torba.

baştoo , 1.

başlama , başlanma , mebde , iptida ;

2.

rehberlik , yönetim.

baştooç

= baştalgıç.

Dostları ilə paylaş:

©2018 Учебные документы
Рады что Вы стали частью нашего образовательного сообщества.
?


barov-lisalam-balanicdan-19.html

barov-lisalam-balanicdan-23.html

barov-lisalam-balanicdan-28.html

barov-lisalam-balanicdan-32.html

barov-lisalam-balanicdan-37.html